Kalibre Sanat Dergisi

Kalibre Sanat Dergisi Aylık Yaşam ve Dekorasyon Dergisi.

5. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali başladıYaratıcı yeni kuşakların oluşması için uygun iklim yaratmak amacıyla b...
21/04/2018

5. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali başladı

Yaratıcı yeni kuşakların oluşması için uygun iklim yaratmak amacıyla beşinci kez gerçekleşen İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali, 19 Nisan–23 Mayıs 2018 tarihleri arasında “Şimdi ve Burada!“ konseptiyle düzenleniyor. Bienal kapsamında 7.000 öğrencinin resim, heykel, enstalasyon, fotoğraf, yeni medya, video, müzik ve dans performansı izleyici ile buluşuyor. Sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle Bienal‘de 80 atölye çalışması yapılacak, 200 rehberli tur, 20 söyleşi, 60 konser, dinleti ve performans gerçekleştirilecek.

Netflix'in ' La Casa de Papel ' dizisinde Profesör karakterine hayat veren Alvaro Morte merak edilenleri anlattı...Alvar...
21/04/2018

Netflix'in ' La Casa de Papel ' dizisinde Profesör karakterine hayat veren Alvaro Morte merak edilenleri anlattı...

Alvaro Morte Türkiye’nin polisiye dergisi 221B’nin sorularını yanıtladı. İşte La Casa de Papel'in Profesör'ünün açıklamalarından satırbaşları:

La Casa de Papel dizisiyle Türkiye’de de popüler oldunuz. Hakkınızda az şey biliyoruz. Kimdir Alvaro Morte?

"Her şeyden önce, dizinin Türk hayranlarına desteklerinin ve sevgilerinin farkında olduğumu söylemek istiyorum. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Ayakları yere basan, aklıselim olmaya çalışan, normal ve basit bir insanım ben."

"Güney İspanya’da, Endülüs’te doğdum. Ailemde herhangi bir sanat dalıyla profesyonelce uğraşan kimse yoktu ama annem şarkı söylemeyi ve resim yapmayı çok severdi. Sanatsal tarafımı ondan aldığıma kuşku yok. Babamınsa girişimci ruhunu aldım.

Yeni projelere el atmayı çok seviyorum, özellikle de tiyatro topluluğum 300 Pistolas ile... Ailemle İspanya’nın çeşitli şehirlerinde yaşadıktan sonra telekomünikasyon mühendisliği okumak üzere Kanarya Adaları’na gittim ama bölümü yarıda bıraktım. Tiyatro hayatımı değiştirdi, her şeyi bırakıp gösteri sanatları okumaya gittim."

Kariyerinize şöyle bir baktığınızda hangi yapım sizin için mihenk taşı oldu?

İki yapımdan söz edebilirim. Biri, bir İspanyol tiyatrosu klasiği olan Don Juan Tenorio. İlk sahne deneyimimdi, henüz 20 yaşındaydım. O an, asla oyunculuktan vazgeçemeyeceğimi hissettim. Hayatıma damga vuran diğer yapımsa kuşkusuz La Casa de Papel. Profesör karakterini canlandırmak bana büyük mutluluk veriyor.

Diziye nasıl dahil oldunuz?

" Beni tercih edenler, cast direktörleri Eva Leira ve Yolanda Serrano’ydu. 2 aydan fazla süre denendim. Bu rol için sıkı bir rekabet vardı. Rolü bana verdiklerini söylemek için aradıklarında inanamadım!"

Sizce insanların diziyi bu kadar sevmelerinin sebebi ne?

"Bir kere dizinin senarist ve yönetmenleri, aksiyon sahneleri, duygusal sahneler ve eğlenceli sahneler arasında dört dörtlük bir denge sağlamayı başardılar. Herhangi bir kişinin rahatlıkla kendini özdeşleştirebileceği karakterler inşa ettiler. Ayrıca kim hiç kimsenin canını yakmadan kusursuz bir soygun gerçekleştirmek istemez ki!"

Profesör oldukça entelektüel ve zeki bir karakter ama zaman zaman duygularına yenik düşüyor ve kolaylıkla dikkati dağılabiliyor. Siz nasıl tarif edersiniz canlandırdığınız karakteri?

"Bana sorarsanız, Profesör’ün en önemli özelliklerinden biri tam da bu: Tarif edilemezlik! Her zaman şaşırtan bir karakter o; ürkek, ufak, gri ve tarif edilmesi güç bir görüntüsü var.
Üzerini kazıdıkça sizi daha çok ve daha çok şaşırtan koca bir dünyayla karşılaşıyorsunuz. Tabii ki onun metodik, entelektüel ve vicdanlı bir kişi olduğunu hepimiz biliyoruz.
Fakat gerçekte kim bu Profesör, nasıl biri? Bir arkadaşım ilk sezonu izledikten sonra bana şöyle dedi: “Profesör’ün müptelası oldum ama gerçekte nasıl bir adam olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Yalan mı söylüyor, doğru mu söylüyor, gerçekten müfettişe âşık mı oluyor yoksa bu, onun planının bir parçası mı?” Bence bu tarif edilemezlik, bu gizemli çember tam da karakterin büyüsünün dayandığı nokta işte."

Kendinizle Profesör arasında benzerlik buluyor musunuz?

"İkimiz de bir şeyler üzerine çalışmayı gerçekten seviyoruz ve ikimiz de çok çalışkan insanlarız."

Profesör bir soygunun lideri olmasına karşın dizinin takipçileri tarafından çok sevildi. Genelde bu tip dizi ve filmlerde “iyi taraf” polisler ya da dedektiflerdir, ama “La Casa de Papel” seyircisi Profesör ile empati kurabildi. Bunu nasıl başardınız?

"Karakteri inşa etmeye başladığımızda en karmaşık noktalardan biri de onun eski hükümlüleri ardında sürükleyebilecek bir karakter olmasını istememizdi. Aynı zamanda ne kadar utangaç, sosyal ilişkilerde beceriksiz, içe dönük bir karakter olduğunu düşünürseniz, Profesör’ün liderlik etmesini sağlayan özelliği ortaya çıkarmak karmaşık ve güç bir işti. Sanırım bu işi başardık! Profesör’ün karizması, karizmatik hiçbir şey yapmamasından geliyor. İşte bu özelliği sayesinde sadece bir grup eski hükümlüyü değil, dünyanın dört bir yanındaki izleyicileri de etkileyebildi."

Sizi en çok zorlayan sahneler hangileriydi?

"La Casa de Papel'de kolay sahne yoktu, hepsi kendi içinde çetrefilliydi. Aksiyon sahneleri, oyunculuklardaki dolaylı anlatımlar... Bunlar işi zorlu kılıyordu."

Polisiye türüyle aranız nasıl?

"Çok seviyorum. Özellikle de soygun filmlerini. Hep bir soygun filminde rol almanın hayalini kurmuştum, ufacık bir rol bile beni çok mutlu ederdi. Derken birdenbire bir soygunun liderini oynarken buldum kendimi. Düşünebiliyor musunuz, hayalim gerçek oldu!"

Şarkılara dönüşen şiirleriyle tanınan sanat camiasının efsane isimlerinden Cemal Safi tedavi gördüğü hastanede hayatını ...
21/04/2018

Şarkılara dönüşen şiirleriyle tanınan sanat camiasının efsane isimlerinden Cemal Safi tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

CEMAL SAFİ KİMDİR?

Cemal Safi, 15 Ekim 1938 tarihinde Samsun'da dünyaya geldi. Eğitim hayatına Sakarya İlkokulu'nda başlayan Safi, Samsun Sanat Okulu'nun Torna Tesviye Bölümü'nden mezun oldu. 1959 yılında Ankara'ya ailesiyle birlikte taşınan Safi, 1971 yılına kadar sahibi oldukları Büyük Otel'de babasıyla birlikte çalıştı.

38 yaşından sonra şiirlerini yazmaya başlayan Safi, birçok şiire imza attı. İlk defa Orhan Gencebay tarafından bir şiiri bestelendi ve şarkı oldu. Daha sonrasında da 1989'da Zekai Tunca'nun bestelediği Rüyalarım Olmasa ve 1990'da Selçuk Tekay'ın bestelediği Vurgun, Yılın En Sevilen On Şarkısı kategorisinde birincilik ödüllerini aldı.

1990 yılında "Bu Gece Kalıyorum" adında şiir kaseti çıkardı. 1993 yılına kadar yazdığı şiirleri, Vurgun adlı ilk kitabında yayınladı. 2000 yılında "Sende Kalmış", 2002 yılında "Kıyamete Kırk Kala" ve 2008 yılında da "Ya Evde Yoksan" şiir kitapları yayımlandı.

Şairin bu güne kadar 40 tanesi Orhan Gencebay tarafından olmak üzere Zekai Tunca, Selçuk Tekay, Onur Akay ve Candan Erçetin gibi ünlü sanatçı ve besteciler tarafından 150 civarında şiiri bestelendi.

Safi, Türk Dil Kurumu tarafından, 2003 yılında yapılan Dil bayramında Türkçeyi en etkin ve güzel kullanan şair olarak ödüllendirildi. 2004 yılında Mihai Eminescu adına düzenlenen Eminescu madalyası aldı. Şiirleri İtalyanca, Rumence ve Arnavutça'ya çevrildi.

Cemal Safi, 17 Nisan Salı günü saat 20:00 civarında hayata gözlerini yumdu. Ünlü şair, bir süredir yoğun bakım ünitesinde KOAH tedavisi görüyordu.

İlk Türk Netflix dizisinin kitabı: Kara Kalem ve Bir Delikanlının Tuhaf HikayesiEDEBİYATMÜZİKSİNEMATİYATROFOTOĞRAFOPERA-...
21/04/2018

İlk Türk Netflix dizisinin kitabı: Kara Kalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikayesi

EDEBİYAT
MÜZİK
SİNEMA
TİYATRO
FOTOĞRAF
OPERA-BALE
HEYKEL
Kültür-Sanat
İlk Türk Netflix dizisinin kitabı: Kara Kalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikayesi
Türkiye’nin ilk yerli Netflix dizi uyarlamasının kitabı, Kara Kalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikayesi, N. İpek Gökdel’in imzasıyla raflarda
18 Nisan 2018 Çarşamba, 18:32:15
“İstanbul başka şehirlere benzemez!..
Berlin ikiye ayrıldı, dünya gene de
dönmeye devam etti.
New York’un kalbine uçak sapladılar,
düzen yeniden kuruldu.
Ama İstanbul öyle mi, ya!
Bu şehir dengede tutuyor dünyayı.
Tahterevallinin ortası burası! İstanbul düşerse bil ki son yakındır!”

Bu, küçücük bir çocukken ailesini yitirmiş bir delikanlının öç hikâyesi. Bu, bahtsız güzel kadınların, tutkulu aşık adamların umutlarının ve savaşlarının hikâyesi. Bu, tılsımlı bir gömleğin, esrarengiz bir karganın, İstanbul’un dehlizlerinde saklanan sırların akla hayale gelmeyen hikâyesi. Bu kehanetlerin ve kerametlerin destanı…

N. İpek Gökdel, Karakalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikâyesi’nde ailesinin intikamını almak ve üniversitede okumak için İstanbul’a gelen Yavuz’un fantastik hikâyesini anlatıyor. İstanbul’un geçmişi ile bugünü arasında gidip gelen roman, 500 yıl önce bir padişaha ait tılsımlı gömleğin aynısını bulan bir delikanlının kahramana dönüşme yolculuğu. Geçmişle günümüz arasında efsanelerle dolu bu zaman yolculuğunda, iyilikle kötülüğün bitmeyen çarpışmasının tam ortasında kalacağınız kitapta sıra dışı güçlerinin olduğunu fark eden bir delikanlının, tarih ile harmanlanan macerasının tanıklığını yapıyoruz.

İpek Gökdel’in Karakalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikâyesi adlı kitabı DEX etiketiyle raflarda.

Bu yılın ikinci yarısında gösterime girecek fantastik drama türündeki dizinin oyuncu kadrosunda Çağatay Ulusoy’un yanı sıra Okan Yalabık, Ayça Ayşin Turan, Hazar Ergüçlü ve Mehmet Kurtuluş yer alıyor. İpek Gökdel tarafından kaleme alınan, hikayesini ise Atilla Ünsal ve Aşkım Özbek ile birlikte geliştirdiği “Karakalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikayesi” adlı kitaptan esinlenerek hazırlanan dizi, tarihte kendisine verilmiş gizli bir görevle İstanbul’u korumak zorunda olduğunu öğrendikten sonra tüm dünyası altüst olan Hakan’ın macerasını anlatıyor.

Özel RopörtajLed Zeppelin çalarken bir anda Bach’ın çok sesli eserlerine geçiş yapıyor... Sahnede yerinde durmayan, ener...
21/04/2018

Özel Ropörtaj

Led Zeppelin çalarken bir anda Bach’ın çok sesli eserlerine geçiş yapıyor... Sahnede yerinde durmayan, enerjisi yüksek bir keman virtözünden bahsediyorum. Henüz 12 yaşında ilk konserini veren Ara Malikian, bugüne kadar 40’tan fazla ülkede sahne aldı. Hem kendi eserlerini hem de poptan rock’a kadar farklı müzik türlerinde düzenlemelerini çalan Ermeni asıllı Lübnan doğumlu İspanyol müzisyen, ‘The Incredible Tour of Violin’ turnesi kapsamında 2 Mayıs’ta Zorlu PSM Caz Festivali’ne gelecek. HT Cumartesi'den Mete Aker'in haberi...

Türkiye’ye daha önce geldiniz...
Türk halkı harikaydı, destekleri tutkuluydu. Eminim ki caz festivalindeki konserimiz güzel geçecek. Seyirciler zevk alacak.

Neler vaat ediyorsunuz?
Dünya turnemizin bir parçası olacak. Kemanımın hikâyesini, müzikle anlatacağım. Son albümümden pek çok parça, klasik repertuvardan Bach, Mozart, Paganini olacak. Bazı modern sanatçılardan da çalacağım: Led Zeppelin, Radiohead, Jimi Hendrix ve David Bowie gibi. Konserden sonra seyircilerin “Unutulmaz bir etkinlikti” demelerini umuyorum.

Niccolo Paganini’ye ayrı bir sevginiz olduğunu biliyorum.
Bütün kemancılar için önemli biri. Tüm keman tarihini değiştirdi. Teknik olarak farklılık yarattı. Ayrıca enstrümantal konser veren ilk kişi. İnsanlar onu sadece dinlemeye değil izlemeye de gidiyordu. Paganini’nin müzik tarihindeki ilk rockstar olduğunu düşünüyorum.

Sizin de bir rockstar gibi sahnede enerjiniz çok yüksek. Bunu nasıl başarıyorsunuz?
Yaptığım şeyi seviyorum. Müziği tüm bedenimle, kalbimle ve ruhumla yorumlamaya çalışıyorum. Özellikle de insanlarla paylaşmayı seviyorum. İnsanların enerjisini hissetmek önemli. Onlardan ilham alıyorum. Türkiye’de inanılmaz bir seyirci olacağına eminim.

Hâlâ heyecanınızı koruyabiliyor musunuz?
Bu benim için bir iş haline dönüşmedi. Hayatımdaki en mutlu anlar hep sahnedeyken. Benim için büyülü bir an ve bir rutin haline dönüşmüyor. Nerede olduğumun bir önemi yok, önemli olan sahnede olmak, tadını çıkarmak, insanların keyif almasını sağlamak.

‘KONSER DUYGU BARINDIRMALI’
Müzik, ışık ve hikâyeyi birleştirdiğiniz konseri bir cümlede nasıl tarif edersiniz?
Tutku ve mutluluk... Müzik ve konser duygu barındırmıyorsa o konser değildir.

08/02/2018

MAZİNİN ZARAFETİ YAŞAM ALANLARINIZA TAŞINIYOR

Hayata geçirildiği tarihte belki de çok fazla kişinin ilgisini çekmeyen, ancak zamanla mazinin şıklığını ev ve işyerlerine yansıtmaya başladığında adeta bir akım haline gelen Cazzimore Stili, 86 projede tarihin zarafetini yaşam alanlarına taşıdı.

Basquiat'ın müzayede rekoru: 110,5 milyon dolar !ABD'nin New York kentinde yapılan müzayedede Amerikalı ressam Jean-Mich...
31/05/2017

Basquiat'ın müzayede rekoru: 110,5 milyon dolar !

ABD'nin New York kentinde yapılan müzayedede Amerikalı ressam Jean-Michel Basquiat'ın bir eseri 110,5 milyon dolara alıcı buldu.

Sotheby's Müzayede Evi'nin New York'taki "Çağdaş Sanat" açık artırmasına, 27 yaşında uyuşturucudan hayatını kaybeden Amerikalı ressam Jean-Michel Basquiat damgasını vurdu.

Haiti ve Porto Riko asıllı New York doğumlu Amerikalı siyahi sanatçı Basquiat'ın 1982 tarihli "isimsiz" eseri 10 dakikada 57 milyon dolardan 110,5 milyon dolara ulaşarak rekor fiyattan satıldı.

Eser daha önce 1984'te yapılan bir açık artırmada 19 bin dolara koleksiyoner Jerry ve Emily Spiegel tarafından satın alınmıştı.

Eseri, Basquiat'ın "isimsiz" bir çalışmasına Mayıs 2016'da New York'taki müzayedede 57,3 milyon dolar vererek sanatçının yeni müzayede rekoruna ulaşılmasını sağlayan 40 yaşındaki Japon iş adamı Yusaku Maezawa satın adı.

10 bin sayfalık tarih çalışması yapıldıUluslararası Çoban Mustafa Paşa ve Kocaeli Tarihi-Kültürü Sempozyumu-IV’nun 2. gü...
24/04/2017

10 bin sayfalık tarih çalışması yapıldı

Uluslararası Çoban Mustafa Paşa ve Kocaeli Tarihi-Kültürü Sempozyumu-IV’nun 2. gününün ilk oturumunda göçebelikte çoban ve çobanlık konusu ele alındı.

Kocaeli Büyükşehir belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nın düzenlediği “Uluslararası Çoban Mustafa Paşa ve Kocaeli Tarihi-Kültürü Sempozyumu- IV’’, 2. gününde 5 ayrı salonda 20 oturum ile devam etti. Sempozyum kapsamında 2. gün 2 ayrı özel oturum daha düzenlendi. Çoban Mustafa Salonu’nda 2. günün 1. oturumu, Prof. Dr. Necdet Öztürk başkanlığında gerçekleşti. Oturuma Prof. Dr. İlhan Şahin, Prof. Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu, Prof. Dr. Recep Dikicive Yrd. Doç. Dr. Ali Cançelik katıldı.

Oturumda ilk olarak söz alan Prof. Dr. İlhan Şahin, "Göçebe Uygarlığında Çoban ve Çobanlık’’ konulu sunum yaparak, "İnsanlık tarihinin önemli bir kısmını teşkil eden göçebelik, esasında doğaya fazla el değmeden hayvan sürüsü ile birlikte mevsimlerin ritmine uygun bir hayat tarzıdır. Bu ilişkiler ve hayat tarzı çerçevesinde göçebeliğin, Avrasya’da başta Türk halkları olmak üzere diğer halkların tarih sahnesine çıkışlarında, bu halkların oluşumunda ve sosyal ve idari, yapılanmasında önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Bu bağlamda göçebeliğin kendine özgü uygarlık değerlerinin olduğu da bir gerçektir. Bu bakımdan bildirimizde Orta Asya’dan Anadolu’ya göçebeliğin önemli bir uygarlık değeri olan çoban ve çobanlık konusunu ele almak istiyoruz’’ dedi.

Prof. Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu ise Çoban Mustafa Paşa’nın kurduğu menzilhanelerdeki tarikatlar, Gülşenilik ve Mevlevilik konulu bir bildiri sundu. Prof. Dr. Adalıoğlu, "Çoban Mustafa Paşa, I. Selim ve I. Süleyman zamanlarında önemli devlet görevlerinde bulunmuştur. Aslen Bosnalı veya Arnavut kökenli olduğu ileri sürülmektedir. Lakaplarında birinin Boşnak olması nedeniyle Boşnak asıllı olma ihtimali daha kuvvetlidir. Mustafa Paşa Yeniçeri ocağında devşirme olarak alınmış sonra sarayda yetişerek Kapıcıbaşı, Beylerbeyi, Rumeli Beylerbeyliği ve Pir Mehmed Paşa’nın isteği üzerine I. Selim tarafından vezirliğe tayin edilmiştir. Devlet adamlığı sırasında maddi yönden güçlenen Çoban Mustafa Paşa’nın hayırsever biri olarak birçok vakıf kurarak hayır eseri yaptırdı. Bunlar arasında Gebze ve Eskişehir’de yaptırdığı büyük boyutlu menzil külliyeleri ön plana çıkmaktadır. Bu menzilhaneler içinde yer alan dergahları Gülşenilik ve Mevleviliğe terk etmiştir" diye konuştu.

Prof. Dr. Recep Dikici günün ilk oturumunda ise ’Çoban Mustafa Paşa’nın Mısır Beylerbeyliği, Kültürel ve Manevi Faaliyetleri ile İzmitli Seyyidi Efendi’nin Manzume-i Ahlak’ındaki Mesajları’ konulu sunumunu gerçekleştirdi. Prof. Dr. Dikici sunumunda, "Osmanlı döneminin büyük devlet adamlarından biri de, Çoban Mustafa Paşa’dır. Bosnalı genç bir çoban iken Yeniçeri Ocağı’na devşirme olarak alınmış, Yavuz Sultan Selim’in 1514 yılında Mısır seferine katılmış ve sultanın kızı ile evlenip damadı olmuştur. Çoban Mustafa Paşa, sarayda yetişerek sırasıyla Kapıcıbaşı, Beylerbeyi ve Rumeli Beylerbeyliği görevlerinde bulunmuştur. Daha sonra sadrazam Pir Mehmed Paşa’nın isteği üzerine I. Selim tarafından ilk defa vezirliğe tayin edilmiştir. Sultan I. Süleyman döneminin ilk yıllarında vezirliğe devam etmiş, 1521 yılında Belgrad seferine, 1522 yılında ordu komutanı olarak Rodos seferine katılmıştır. Aynı yıl içinde Mısır valiliğine atanan Mustafa Paşa, kısa süreli valilik döneminden sonra İstanbul’a gelmiş ve ikinci kez vezirlik görevine atanmıştır. Bu görevi sürdürürken 1529 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Kabri kendi adına inşa ettirdiği en büyük vakıf eseri olan Gebze’deki külliyenin içindedir" açıklamasını yaptı.
Günün ilk oturumunun son konuşmacısı, ’Osmanlı Cami Kültürünün Oluşumunda Vakfiyelerin ve Külliyelerin Rolü: Gebze Çoban Mustafa Paşa Vakfiyesi ve Külliyesi Örneği’ sunumuyla Yrd. Doç. Dr. Ali Cançelik oldu. Doç. Dr. Ali Cançelik, "Cami, hem tanımı hem de işlevleri itibariyle hayatı inanç ve sosyal boyutlarıyla tevhidi bir düzlemde toplayan ve birleyen/bütün kılan bir yapıya sahiptir. Asr-ı saadetten bu yana çok muhtelif işlevleri karşılamış; zamanla bazı görevleri farklı müesseselere devretmiştir. Buna rağmen hayatın bütün yönlerini kendinde birleştirme fonksiyonunu kaybetmemiştir. Osmanlı’da Camii, külliye ile birlikte var olmuş; bir yapı topluluğunun merkezini teşkil etmiştir. Merkezi yapısı fiziki, manevi ve ekonomik olarak kendi göstermiştir. Osmanlı toplumunda cami kültürünün oluşumunda cami içinde cereyan eden ibadet ve geleneksel faaliyetler kadar bu biçim de önemli bir rol oynamıştır’’ şeklinde konuştu.

Japon ressamın solo sergisi ilk kez İstanbul'da.Japon ressam Takayoshi Sakabe'in Türkiye'deki ilk solo sergisi 20 Nisan'...
24/04/2017

Japon ressamın solo sergisi ilk kez İstanbul'da.

Japon ressam Takayoshi Sakabe'in Türkiye'deki ilk solo sergisi 20 Nisan'da sanatseverler için kapılarını açıyor.

Ünlü ressam Takayoshi Sakabe'in, Türkiye'deki ilk solo sergisi "SONGE" (düş) başlığıyla 20 Nisan - 15 Mayıs tarihleri arasında Cep Gallery Contemporary Exhibition Platform'da yer alacak.

Tablolarında daha çok estetik kaygıları ön plana çıkaran ressam, normalde anavatanında sergilemeyi tercih ettiği tablolarını ilk kez İstanbul'da sanatseverlere sunacak.

Sergi, Sakabe'in işlerinden kapsamlı bir seçki sunuyor.

Yaptığı tablolarla kendi ülkesi ve Fransa'da geniş bir ün kazanan Japon ressam, yaşamını İstanbul'da sürdürüyor.

Dumanlar Group Kuruluşları.
21/03/2017

Dumanlar Group Kuruluşları.

42. Cesar Sinema Ödülleri sahiplerini buldu."Fransa'nın Oscar'ı" olarak bilinen Cesar Sinema Ödülleri dağıtıldı.Paris'te...
09/03/2017

42. Cesar Sinema Ödülleri sahiplerini buldu.

"Fransa'nın Oscar'ı" olarak bilinen Cesar Sinema Ödülleri dağıtıldı.
Paris'te düzenlenen törende, bu yıl 42'nci kez gerçekleştirilen etkinlikte Hollandalı Paul Verhoeven'in yönettiği "Elle", en iyi film ödülünü kazandı.

Isaballe Huppert, "Elle" filminde gösterdiği performansla en iyi kadın oyuncu, Gaspard Ulliel de "Juste La Fin Du Monde" yapıtındaki başarısıyla en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görüldü.

Xavier Dolan ise "Juste La Fin Du Monde" filmiyle en iyi yönetmen ödülünü aldı.

James Thierree, "Chocolat" filmindeki performansıyla en iyi yardımcı erkek oyuncu, Deborah Lukumuena, "Divines" filmindeki performansıyla en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü elde etti.

Solveig Anspach ve Jean-Luc Gaget, "L'effet Aquatique" filmindeki başarılarıyla en iyi senaryo ödülüne değer bulundu. En iyi yabancı film ödülü ise ünlü yönetmen Ken Louach'ın "Moi, Daniel Blake" adlı eserine gitti.

Cesar'ın bu yılki "onur ödülü" Hollywood'un ünlü ismi George Clooney'e verildi. Törenin "ustalara saygı" bölümü ise Fransızların efsane oyuncusu Jean Paul Belmondo'ya ayrıldı.

"Bilun-Sürgünün Son Tanığı" 15 Mart'ta seyirciyle buluşacak.Osmanlı hanedanının sürgününü, 1. Abdülmecid'in torunu Bilun...
09/03/2017

"Bilun-Sürgünün Son Tanığı" 15 Mart'ta seyirciyle buluşacak.

Osmanlı hanedanının sürgününü, 1. Abdülmecid'in torunu Bilun Alpan üzerinden anlatan "Bilun-Sürgünün Son Tanığı" adlı belgeselin galası yapıldı.
Sepetçiler Kasrı'nda gerçekleştirilen etkinliğe, Osmanlı Hanedanı mensuplarının yanı sıra birçok davetli katıldı.

Belgeselin yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenen Kerime Senyücel, etkinlikte yaptığı konuşmada, belgeseli şu anda hayatta olan ve 3 Mart 1924 sürgününü yaşamış son hanedan üyesi Bilun Alpan'ın biyografisi üzerinden oluşturduğunu söyledi.

Senyücel, Bilun Alpan'ın 1918 doğumlu olduğunu ve yaşamını Beyrut'ta sürdürdüğünü belirterek, "Aslında Bilun Hanım Sultan'ın öyküsü bir hasret ve vatanseverlik öyküsü. Bunu açık açık söylemiyor. Yaşamı boyunca dik duruşunu sürdürmüş. Lübnan vatandaşı olmaması, Arapça öğrenmemesi, Türkiye'den giderken 5 yaşında olmasına rağmen bugün temiz bir İstanbul Türkçesiyle konuşması da bunlara örnek." dedi.

Belgeselin, "Osmanoğlu'nun Sürgünü" adlı yapımın devamı olduğunu dile getiren Senyücel, şunları kaydetti:

"Belgeselde Beyrut'taki diğer Osmanlı hanedan mensupları da yer aldı. 2. Abdülaziz'in soyundan Esma Sultan'ın torunu Alp Osmansoy, bize arşivini ve Beyrut'taki evinin kapısını açtı. Yine 2. Abdülhamid tarafından, Nemika Sultan'ın torunları Emel ve Cemil Adra da çekimlerimizde yer aldı. Sultan 2. Abdülhamid soyundan ve genç olmakla birlikte halen ülkemizde hanedanın en yaşlı üyesi olan Harun Osmanoğlu da Beyrut çekimlerimize katılarak ve fotoğraf arşivini açarak, Ortadoğu'daki sürgün anılarını tazeledi."

- 15 Mart'ta TRT Belgesel'de

Belgeselin danışmanlarından ve belgeselde büyük dedesi Sultan 2. Abdülhamid'in en büyük oğlu Mehmed Selim Efendi'yi canlandıran Orhan Osmanoğlu da Senyücel ile 2004 yılında çalışmaya başladıklarını anlatarak, "9 bölümlük bir eser ortaya çıkardık. Şu anda da yaşayan Bilun Hanım'ın belgeseli ile devam ettik." ifadelerini kullandı.

Osmanoğlu, TRT ile gerçekleşen bu sürgün belgesellerinin, birer tarih belgesi olduğuna dikkati çekerek, "Bu belgeseller evlerin raflarında değil, aslında bir arşiv olacak. Tarihçilerimiz değerlendirecektir. İnsanlar bu son belgesel ile Bilun Hanın'ın yaşadıklarına, duygularına şahit olacak." diye konuştu.

Etkinlikte, TRT Belgesel Program Müdürü Cüneyt Gündoğdu ve hanedan üyesi Cyntia Alpan da teşekkür konuşması yaptı.

Program kapsamında Bilun Alpan'ın fotoğraflarından oluşan bir sergi de davetlilerin beğenisine sunuldu.

Bilun Alpan'ın yaşam öyküsü üzerinden Beyrut ve Şam'da Osmanlı hanedanının yaşadıklarını anlatan belgesel 54 dakika sürüyor.

Çekimlerinin bir kısmı Yıldız Sarayı ve Sirkeci Garı'nda yapılan belgesel, 15 Mart'ta TRT Belgesel kanalında seyredilebilecek.

Address

Kartal
34870

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kalibre Sanat Dergisi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Category